Ana içeriğe atla

KAPİTALİST DÜZENDE EZİLEN DİŞLİ: VATANDAŞ

 Neden mi böyle bir başlık? En genelde fikre dair tezlerin birbiriyle kaplumbağa misali yarıştığı sohbet ortamlarının hemen hemen her konu bakımından ortak noktası, birilerinin bir şekilde gelişebilirken bizim neden yerimizde saydığımız ve dahası her adımda daha da dibine daldığımız bataklıktan kurtulamamamızdır. Sıkça duyduğumuz belki bizlerin de kendi kendimize sorduğu şu sorunun cevabı çok nettir aslında. Soru “Biz neden daha iyisini yapmıyoruz/geliştirmiyoruz/üretmiyoruz?” “Neden fikir dahi üretemiyoruz?” gibi ifadelerle çalkalanır beynimizde. Tam olarak bu noktada konu yaşam standartlarına gelmektedir. Ne kadar maaş alıyorsun? Ne kadar vergi ödüyorsun? Ve İhtiyaçların için giderin ne kadar? Bu soruların içinde kaybolmamak elde değil. Gözümüzde büyüttüğümüz mesleklerden ve aslında hakikaten çok kıymetli bir meslek olan Makine Mühendisliği üzerinden bir örnekle bu soruları anlamaya cevaplandırmaya çalışalım. İstanbul’da oldukça büyük firmada çalışmak üzere bir Makine Mühendisine yapılan teklif 3250 TL olarak belirleniyor.




 Yol masrafı ve zamanından kısmak isteyen Mühendis için firma civarında en kötü denebilecek evlerin kiraları 1800-2000 TL olarak karşısına çıkıyor. Henüz evlenmiş birisi için bu durumu konuşacak olursak çocuk/ların masraflarından kaçınmak için, karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor ; Kira 2000, Elektrik 150, Su 100, Doğalgaz (kış için) 300, Yol masrafı 110, Mutfak masrafı 400 şeklinde. Buraya eklenmemiş aslında ihtiyaç olan internet ve telefon faturalarını hesaba katıp bu tutarları da minimum düşündüğümüz takdirde dahi ay sonunu ucu ucuna denkleştirmek için kafası allak bullak olan bu arkadaş tabiri caizse hayatta kalma mücadelesi verirken ne üretebilir, ne düşünebilir ki? Mesai saatlerine baktığımız zaman zaten sabah evden çıkıp akşam evine gelen ve geldiğinde eşinin çocuğunun yüzüne bakacak takati kalmayan bir adam yalnızca hayatta kalmak için çalışıp ömrünü tüketirken ne düşünebilir? Düşünemez. Kafası dolu adamın. Tek derdi hayatta kalmak. Peki bu yaratılmışların en şereflisi olan insanın düşebileceği en beter durum değil midir? Ne sosyal açıdan ne bilimsel açıdan bırakın üretmeyi kendisine bir şey katabilecek takati kalmıyor. Bunun üstüne o yorgunluğu ile yatağına giren vatandaş uykusunda iken bir vergi daha geliyor, bir zam daha geliyor.


Türkiye’nin 2021 bütçesinde yer alan 1.1 trilyon liralık gelirin 922.7 milyar lirası vergilerden oluşacak. En düşük gelirli vatandaşın ödeyeceği vergi %15. Bırakın devlet kanalıyla gelen zamları, halkımız konduramadığı noktada suçu esnafa yüklüyor maaşı az veren işverene yüklüyor. Ancak neredeyse aldığımız nefesin vergisini verdiğimiz bu noktada o esnaf da yerine göre işveren de hayatta kalma mücadelesinden sergiliyor o beğenmediğimiz tavrı. Bakalım 2825 lira 90 kuruş alan bir asgari ücretlinin işverene maliyetine; 4203 lira 56 kuruş. Bu vergi bu kadar ağır olmasa işverenin 2825 yerine 3825 verdiğini düşünelim. Ülke olarak üretime dönük yatırımların “Yap İşlet Devret”le nakledilmesi veya doğrudan dışarıdan yatırımla devlet elinden çıkarılması sonucu üretimin ana kaynağı vergiler sayesinde vatandaşın kendisi olmuştur. Bu noktada hayatta kalma mücadelesi veren asgari ücretlinin, ki bu ülkemiz için çalışan vatandaş sayısının takriben %40’ına tekabül ediyor, cebine kadar uzanan ellerin milyon dolarlık şirketlerin veya futbol kulüplerinin milyarlarca lira vergilerinin silinmesi durumu tam olarak başlıkta değindiğimiz kapitalist düzenin işlediğini gözler önüne seriyor ve bu sistemde ezilen dişliler geçim mücadelesi veren asgari ücretliler oluyor.

            Memur ve işçi maaşları veya asgari ücretli ve hatta bunun altına çalışmak zorunda olan vatandaşın geçinebilmesi ile alakalı buyurun bir hesap yapalım demeye gerek dahi yoktur. Çünkü tüm bu saydığımız sınıfların ve benzerlerinin aldığı maaşlar 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı olan 8 bin 856 liranın çok çok altında kalmaktadır. Asgari ücret üzerinden durumu değerlendirdiğimizde zaten durum içler acısıdır çünkü vergiler ve zamları sabit tutsak dahi 4 kişilik bir ailede tek bir asgari ücretli çalışan varsa o insanlar açlık sınırında yaşıyor demektir. Tüm bu durumları göz önünde bulundurduğumuz takdirde yazımızın başında değindiğimiz bir şeyler üretebilme noktasında durmayı bırakın hızla dibe çakılmaya devam edeceğimiz açıktır.

            Kaşıkla verip kepçeyle almak tabirinin sıradanlaştığı bir düzen yerine adil bir düzenin tesis edilmesi ile devletin üretime yönelerek elini vatandaşın cebinden çekmesi ülkenin refahı ve gelişimi için mutlak derecede bir şarttır. İnsanımızın kirayı veremediği için ev sahibiyle nasıl denk gelmem hesabı yapmak yerine her ne işte çalışıyorsa o işte verimliliği arttırma hesabı yapabilmesi gerekir. Üniversiteden mezun olan bir gencin henüz işini eline almamışken omuzlarına yüklenen borcu nasıl ödeyeceğini değil ihtisas alanında ilerleme ile mesleğinde başarılı bir uzman haline gelme arasındaki tercihi düşünmesi gerekir. Tüm bunlar devletin üretime yönelmesi ve buradan elde edilen gelirin vatandaşa adil bir şekilde paylaştırılması ile olur. İnsanı sabahtan akşama başkalarının işini yapıp yalnızca karnını doyuran modern köleler olarak tanımlamak istemiyorsak refahı arttırmak mecburiyetindeyiz. Yunanlıların neden birçok filozofu olduğunu hiç düşündünüz mü? Döneme bakıldığında refah düzeyinin yüksek ve iş yükünün az olduğunu görmekteyiz. İnsanlar kafaları tamamen doluyken ve bu doluluk böyle hayati meseleler bütünü iken gelişim ve üretime zerrece vakit ve efor ayıramamaktadırlar. Bu sonu olmayan bir girdaba dönüşmektedir. Devletin üretim ve adil düzen gibi bir derdi olması gerektiği gibi milletin de her bir ferdinin özellikle gençlerinin bu modern kölelik sistemine eğitim hayatı bitip tam bir şekilde teslim olmasından önce başta kişisel gelişimini tamamlayıp sonra ülkesi ve milleti adına neler yapabileceğini tahlil edip bunlara göre çalışmalar yürütmesi gerekmektedir. Geçmişiyle övünürken bugününü kaybetmiş bir toplum haline geldiğimiz noktada artık bir geleceğimizin olmayacağını bilmek zorundayız.

“Dün tecrübedir, öğren.
Yarın tahmindir, planla.
Bugün fırsattır, kullan…”

            Mottomuz tam olarak bu olmalıdır. Hele bir de Hakk’ın Batıl’a galip geleceğine iman ederek başta kendi hayatımızı gayret üzere tesis edersek dünyayı değiştiremesek de dünyamızı değiştirmiş oluruz.

  Unutmadan aktaralım;
        “ Bir çiçekle bahar olmaz ama,
                          her bahar bir çiçekle başlar.”
                                                                    - Prof. Dr. Necmettin Erbakan

------------------------------------------------------------------
*Bu yazı YRDMC Grup kuruluşu olan Cesur Dergi'de "Bitcoin, Maaşlar ve Vergiler" temalı sayıda yayımlanmıştır.
-> Dergiye ulaşmak için tıklayınız.

Yorumlar