Her yeni gün, doğan o güneşle birlikte filizleniyor belki, yeni sayfa açma yeni bir başlangıç yapma ve ya adına her ne diyorsak bazı şeylerin temelli değişimiyle hayatımızdaki birtakım tavrımızı değiştirme fikirlerimiz. Pekala neden günün sonunda güneşle beraber batıyor ki bu fikirler yerin dibine. Olduğumuz dünyayı mı kabullenemiyoruz yoksa o dünyanın şartlarını mı? Belki kendi olduğumuz kişiyi beğenmiyoruzdur kim bilir ? Öncelikle durumu kabullendiğimizi varsayarsak bize düşen tek şey güneşle birlikte doğan fikirlerin güneşle birlikte batmaması için gün batımını beklemeden harekete geçmek.
Ama durun ! Her şey o kadar kolay değil demekten vazgeçemiyoruz. Sorunumuzun kaynağı aslında varsayımlarda kalan o kendimizi kabullenme durumuna yer veremeyişimizdedir . Okuduğumuz kitaplar, katıldığımız seminerler, izlediğimiz videolar bize hayaller sunmaktan öte geçemiyorlarken en azından biz bunların bize sunduğu hayallerimizi kendimize uyarlasak. Neden Üniversite okumayıp falanca şirketin sahibi olmak gibi çocuk yaşta çalışmaya başlayıp falanca icadın mucidi olmak gibi hayalleri önümüze defalarca kez koyuyorlar ki ? Kimsenin önümüze bir şey koyduğu yok aslında. Biz bu ilham kaynağı olarak görebileceğimiz olayları olduğu gibi alıp önümüze koyuyoruz ve yanlış olan da zaten bu. Kimse size dünyanın gelecekteki en büyü şirketinin sahibi olamayacağınızı söyleyemez ama kendinize söylemeniz gereken bir şey var.
Kendimizi kabullenme durumu üzerine yoğunlaşmadan asla yeni bir sayfamız olmayacak. Yoğunlaşmaya başladığınız andan itibaren ise kendini yeni sayfada hissedeceksiniz. İlk yenilik o sayfayı asla eskitmemek olmalı. Aksi takdirde birbiri ardına açılıp kapanan sayfalar, her gün doğup batan güneşin betimlemeleri kadar cazibeli olmayacak . Tam olarak bunu istemediğimizi fark ettiğimiz an yapmamız gereken yeni sayfamızdaki hedefimizin, belki milyonlarca yıldır istisnasız aynı düzen ve aynı ihtişamla etrafımızda dönen ve sırlarına asla erişemeyecek olduğumuz güneşten daha parlak ve betimlemeleri mısralarda geçecek bir şekilde olmasını sağlamak. Hedef koymadan yola çıkılmaz evet ama hedefimizi bu şekilde koyabilmek için kendimize biraz zaman vermeliyiz. Nihayetinde "Su testisi, su yolunda kırılır." sözünün bir hikmeti olsa gerek. Ama elbette bir hedefimiz olmalı ki o da kesinlikle az önce ifade ettiğimiz o mısralarda geçecek olan betimlemeye sahip hedefin sahibi olmak.
Bu noktada karıştırmamız gereken en önemli husus bu ihtişamın değerinin kimler tarafından ölçüldüğüdür. Buradaki ölçek kendimizden başkası olamayız. Asla bir roman yazarı ile bir şair ve ya bir futbolcu ile voleybolcu kıyaslanabilir değildir. Durum böyle iken eğer siz bir şairseniz ne diye bir voleybol taraftarının yersiz eleştirilerine kulak asasınız ki ? En büyük rakip de en büyük yoldaş da insanın kendisinden başkası değildir. Hoca ve ya desteklerimizden bahsetmediğimin de altını çizmeliyim sanırım.
Hayat güneşin gücünü kalbinize yerleştirebilecek kadar fantastik, tek başınıza kalamayacağınız kadar kalabalık, yerinizde sayamayacağınız kadar hareketli, yarını belirsiz ve bugünü yalnızca elinizde olan bir oyuncak. Ne diğer çocuklara verebileceğiniz ne de kendi başınıza oynamak isteyeceğiniz bir oyuncak.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumlarınız benim için değerli,eleştiri ve yorumlarınızı bekliyorum.