Beklemek, adı "Umut" olduğunda mı beklemektir yoksa korkunun adı umut olduğunda mı insana beklemek düşer. Kimi durumda bir çaresizliktir beklemek kimi zamansa yapılması icabeden en doğru eylem. Aslında bir paradokstur beklemek. Şöyle ki zamana bırakırsın eylemi ve zamanı gelince harekete geçersin. O hareket aslında eylemsel beklemeye bir örnek olabilir. Çünkü hareketin sonucunu yalnızca tahminlerle tanımlayabiliriz ama asla bilemeyiz neticeyi görmeden eylem sonrası karşılaşacağımız durum ve ya durumları. Paradoks kısmına dönecek olursak harekete geçtikten sonra tekrar beklemeye koyulur insan. Bu sefer beklenen, neticeler olur. Olası bir olumsuz netice alındığında tekrar mı denemeli yoksa zamana mı bırakılmalı durumuyla karşı karşıya kalınır. Olumlu bir netice alındığında ise yeni bir yol haritası çizmek için tekrar zamana ihtiyaç duyar ve eylemsel bekleme örneklerini yaşamaya devam eder insan. Bekler, zamana bırakır, harekete geçer ve tekrar bekler olayların gerçekleşmesi ile karşılaşacağı neticeleri.
Bir haber salınır, bir cevap beklenir. Gelmediğini varsayalım. Nitekim genelde bu durumla karşı karşıya kalırız. Bir mektup daha yollanır ve tekrar beklenir. Bir cevap alınmasa da soruşturduğumuz zaman neticenin olumlu da olumsuz da olacağına dair bir bulgu ile karşılaşmazsak şayet içgüdüsel olarak umut etme yolunu seçer ve olumlu olması umuduyla yola düşebiliriz. Yola düştük çünkü istiyoruz olmasını ve ilgili kişi/kişiler ile görüşüp neticeyi belirlemek isteriz. Umut etmek en büyük içgüdülerimizdendir fakat uzun sürmesini istemez ve olayları nihayete bağlamak isteriz. Düştük yola ve neticeye artık koşar adımlarla ilerliyoruz. Ve yine de nihayete erdirmedi isek o paradoksa geri düşmüş oluyoruz.
Bir tohum, belki adı sevda olan bir tohum daha gömüyoruz toprağa ve yeni umutların filizlenmesini bekliyoruz. Bir dost gelip eker belki bu umudu içimize üstelik aklımızda dönen tonlarca o olumsuz umut karşıtı düşüncelere rağmen.
Tekrar üzülmekten korkmak mı daha ağır basıyor yoksa filizlenmesini istediğimiz umut mu. Can taşıyan herkes korkak ama kim ne kadar korkuyorsa o kadar cesurdur korktuğu karşısında.
Bir haber salınır, bir cevap beklenir. Gelmediğini varsayalım. Nitekim genelde bu durumla karşı karşıya kalırız. Bir mektup daha yollanır ve tekrar beklenir. Bir cevap alınmasa da soruşturduğumuz zaman neticenin olumlu da olumsuz da olacağına dair bir bulgu ile karşılaşmazsak şayet içgüdüsel olarak umut etme yolunu seçer ve olumlu olması umuduyla yola düşebiliriz. Yola düştük çünkü istiyoruz olmasını ve ilgili kişi/kişiler ile görüşüp neticeyi belirlemek isteriz. Umut etmek en büyük içgüdülerimizdendir fakat uzun sürmesini istemez ve olayları nihayete bağlamak isteriz. Düştük yola ve neticeye artık koşar adımlarla ilerliyoruz. Ve yine de nihayete erdirmedi isek o paradoksa geri düşmüş oluyoruz.
Bir tohum, belki adı sevda olan bir tohum daha gömüyoruz toprağa ve yeni umutların filizlenmesini bekliyoruz. Bir dost gelip eker belki bu umudu içimize üstelik aklımızda dönen tonlarca o olumsuz umut karşıtı düşüncelere rağmen.
Tekrar üzülmekten korkmak mı daha ağır basıyor yoksa filizlenmesini istediğimiz umut mu. Can taşıyan herkes korkak ama kim ne kadar korkuyorsa o kadar cesurdur korktuğu karşısında.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumlarınız benim için değerli,eleştiri ve yorumlarınızı bekliyorum.